Cuma, Şubat 12, 2010
Çarşamba, Şubat 10, 2010
NICOLA TESLA

saolsun yaptığı hiç bir şeyi kağıda dokmeyerek bilim dünyasından büyük küfür yemiştir:D
kendisinin 150 yaşına kadar yaşıycağını iddaa edip 150 yaşına girdiğim gün bütün herşeyimi kamuoyuyla paylaşıcam deyip 85 yaşında mort olmuştur
bu tarz mallıkları dışında benim için bütün bilim insanlarının tepesinde bulunmaktadır
ilk radyo kulesine kuranda kendisidir
radyo frekanslarıyla şişme botu suda ilerleterek zamanında bütün gazetelerde manşet olmuştur
bir arada titreşimlere merak salmış ve labaratuvarının bulunduğu hiçbir fay hattının olmadığı bölgede yapay deprem oluşturmuştur
ayrıca ilk yapay yıldırımı da kendisi yapmıştır. 300 metre ötedeki ampulleri sinyallerle yakmayı başarmıştır.ayrıyetten yüksek gerilimi iç organlarına zarar vermeden vücudundan geçiren ilk kişi olma ünvanınıda taşımaktadır.
amerika'da tesla tower ı inşa ettirmiş fakat sermayeyi karşılayan adamın susturulması ve devletin dünya için 1.dereceden tehlikeli olduğu iddaa edilerek tesla kulesi yıkılmıştır ve böylece ışınlanma ve bir çok buluşun fos olması sağlanmıştır
kısacası kral adammış ama bazı kişiler tarafından susturulmuştur.
Salı, Şubat 09, 2010
Pazartesi, Şubat 08, 2010
fever pitch
nick hornby
Pazar, Şubat 07, 2010
Pazartesi, Şubat 01, 2010
Çarşamba, Mayıs 13, 2009
sıkıcı
vermezsen alamazsın. ve tekrar başa sarıyoruz - sıkıcı. haddinden çok fazla. paronayak bir sıkıcılık hakim sanki. sıkıldıkça sıkılacak şeylerin bittiği sanılırken çoğalması. ters orantı hakim bir çok şeye. yoksa niye saçmalıyorum ki şimdi. sanırım yazmak rahatlatıyordu insanı. oysa sigarada öyle. alkoleyse para yok. diğerleri zaten yok. hasta insanları bu yüzden seviyorum belki. vücuda verilen ölü mikrobun bizim iyileşme sebebimiz olduğu gibi. yakın bir ilişki mevcut aralarında. bu kesinlikle onları daha küçük görme durumu değil. aksine ilacım muhtaç olduğum bir şey. muhtaç olduklarımda asla en azından benden küçük şeyler olamaz. adam gibi hasta bile olamıyorum. adam gibi saçma bir laf. kabul ediyorum bunu ama yerine başka bir şey koyamıyorum. hep eksik bir nokta mevcut. eksikliklerse bütünü tamamlayan parçalar. eksik parçaların oluşturduğu bütünler paradoksu.
belki de sorduğum sorunun cevabı budur. -hayatımın çelişkisi durumu- bu bana mantıklı geldi. karmaşık hiç değil. net ve parlak. kaşınıyorum ama temizim. gene sinirlendim galiba ama neye. su iç. yok yok bence uyu. bu daha mantıklı. ama bu sinirlemi. evet bu sinirle. nasıl olsa yorgun bünye daha fazla hor davranılmayı kaldıramaz ve o diğer dünyaya gider. öldürdüğüm insanlarsa hala o dünyada. bu aralar daha bir sıklıkla görür oldum onları. belki de beklentileri boş verip kabullendiğim içindir. ama orada hiçte ölü gibi değiller. iyi ki öldürmüşüm onları. böylesi daha iyi. garip kontrol ettiğimi düşünüyorum bazen o dünyayı. yoksa o mu beni kontrol ediyor bilmiyorum. öldürmediklerimi de çıkarıyor bazen karsıma. ama onlar hala yaşıyorlar. hala parçalıyorlar beni. öldürmem gereken daha çok kişi var anlaşılan.
Çarşamba, Nisan 22, 2009
[YARRAAM]
O bir yana gelelim bana. Pekte öyle yıldız olma yolunda ilerlediğim söylenemez. Zaman zaman sahne ışıklarının altına atsam da kendimi sonunda karanlık köşelere kaçmayı hala seviyorum. Eee ne demişler yağmur hala yukarıdan yağıyorsa, domatesler kırmızıysa, güneş batıdan batıyorsa muhtemelen her şey yolundadır. Ama hala idrak edemediğim şey bir hıçkırığı geçirmek için suyu nasıl tersten içersin. Allahtan hıçkırığa kapılan ben değilim. İnanın içim parçalandı arkadaşım için. Birkaç denemeden sonra vazgeçti. Boşverin böylede yaşayabilirim dedi. Bizde seni böylede severiz takma kafana bırak o bardağı dedik…
Salı, Nisan 21, 2009
küçük prens
Perşembe, Nisan 09, 2009
D[eğ)il
Nazım Abi nerden bilecekti ki bu mısraları yazarken, Taner Abi hiç bilemezdi bu şarkıyı söylerken… Leonard Cohen ne yapsın, haklı. bir t-shirt bastırmalı “anlatılan olaylar ve kişiler tamamen uydurmadır” şeklinde…
Salı, Nisan 07, 2009
mirc irc eski eksikler
[02:23]
[02:23]
[02:23]
[02:23]
[02:23]
[02:23]
[02:23] <{HederA}> :)
[02:23]
[02:23]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
[02:24]
02:24]
[02:24]
[02:25]
[02:25]
[02:25]
[02:25]
[02:25]
[02:27]
[02:27]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
[02:28]
shot'n run
Toprağın kokusunu biraz daha hissediyorsun dimi her yaş atlayışında. Hatta yediğin her şey de onun tadını almaya başlıyorsun. Bu kadar yavaş biri olmaktan yakınırken bu kadar hızlı bir şekilde nasılda aldın bu kadar yolu anlamak daha da zorlaşmaya başlıyor galiba. Aslında yol burada mesafe anlamından çok uzak. Ortada katedilmiş bir mesafe yok sadece geçen zaman söz konusu. Bu durumda yavaşlık pekte sorun olmuyor gibi sanki...
eski-eksi-eksik
eski eksikleri yenileriyle değiştirmeye devam etmeli sanirim.
eski eksilmemisse bence sorun yok...
o vakit kaldığımız yerden devam edelim.
Cumartesi, Mayıs 28, 2005
kadraj
icerisinden yine seni secmeye meyilli aklimlala tekrar satirların sicakliginda
ariyorum anlik mutlulugu. akip giden melodilerin isiltisi bile hala bu kadrajin
kenarlarindan bana seslenmeye dewam ederken gözlerinin icerisindeki o yansimalar
beni bir kolumdan hep başka diyarlara cekistirmeye dewam ediyor. varliginin bedenimle
kucaklastigi zamanlarin disinda bütün cigliklarim boslukta serseri bir sekilde
yayilmaya dewam ediyor.







